bak anlaşalım seninle. ben sana anılarımdan vereyim, sen yaşanmamışlıklarından. dengeleyelim benim deli cesaretim ile senin suskunluğunu. sonra birlikte yürürüz aynı yolu, ne dersin?

annem kızdı bana geçenlerde; “çok biliyor olmak iyi mi ki sanki” azarı ile. ben istiyor muyum dedim, kısık sesim ve yere kitlenmis gözlerimle. öğretiyor işte! üstelik senin gibi tatlı tatlı da değil.

gel birlikte oturalım bir mindere, akşam saatleri bahcede ben sana anılarımı vereyim ister ödünç al, ister senin olsun geri verme. sende bana karşılığında yasan-mamış-lıklarını ver. dengelenelim.

sıkıldım ben bakıp içini gördüğüm insanlardan, görüp sonunu sınırlı tahmin sayıları ile çoğaldığım yakınlaşmalardan. kapıma gelen faturalardan. akşamları ışık yerine karanlıkta, müzik yerine sessizlikte dinlenmelerden. yeni evim güzel. yattığında yatağına, hemen yanında kocaman camların arkasında bahçem ve ağaçlarım var. onların az ilerisinde de sokak lambasının ağaç dallarını delip geçen ışıkları. bir pazarları sevmiyorum içimdeki boğuklukların inadına tepindiği çocuk sesleri nefretinden.

bir garip hava bugün. bırak elinde eteğinde ne varsa kapalım kendimizi, karanlıkta bahçede minderlere çökelim. serin, sakin ve sessiz olsun etrafımız. sen, ben kahve yaparken düşün neleri kar sayarsın kendine. biliyorsun diğerlerini bana vereceksin usulca. ben verdim kararımı. bende hayat adına yaşanmış ne varsa usul usul, sakince vereceğim tümünü sana.
hadi, dengeleyelim benim deli cesaretim ile senin suskunluğunu. sonra birlikte yürürüz aynı yolu, ne dersin?

ibrahim ölçal / o5.o9.2oo8 oo:21